Web sitemize hoşgeldiniz. Tarih: 17 Nisan 2014

Ankilozan Spondilit Hastalığı

Ankilozan Spondilit Hastalığı

Spondiloartritler; birbirleri ile çakışan klinik bulgulara sahip ve seyirleri çoğu kez benzeyen bir grup hastalığı tanımlamak için kullanılan bir tıbbi terimdir. Bu grup hastalıklar içerisinde en sık görülen ve belki en iyi bilinen örnek ankilozan spondilittir. Sedef hastalığı ile ilişkili romatizma, iltihabi barsak hastalığı seyrinde görülen romatizma ile bazı barsak veya idrar yolları enfeksiyonlarını takiben ortaya çıkan romatizma bu grubun diğer üyelerini oluşturmaktadır. Ayrıca bu grup hastalıkların 16 yaş öncesi çocuklarda görülen formaları da mevcuttur.

Bu grupta yer alan hastalıkların en belirgin özellikleri leğen kemikleri arasında yer alan ve sakroiliak eklemler olarak bilinen eklemlerde ve omurgadaki diğer eklemler ve başka bazı yapılarda iltihaba yol açmalarıdır. Bu nedenle bu grup hastalığa aynı zamanda iltihaplı omurga romatizmaları da denilmektedir. Bu şekilde omurgadaki iltihap; istirahatte ve sabahları daha yoğun hissedilen, hareketlerle ve egzersiz azalan özel bir tip bel/sırt ve boyun ağrısına yol açar. Hekimlerin tanı koymasında önemli yardımı olan bu tip bel ağrısına iltihabi veya inflamatuvar bel ağrısı denilmektedir. Spondiloartritlerin seyrinde kalça, diz ve ayak bileği gibi eklemlerde de iltihap görülebilmektedir. Bu hastalıkların belirleyici özelliklerinden bir diğeri de başta topuk olmak üzere tendon ve ligamanların kemiğe yapışma yerlerinde iltihap ve ağrıya neden olmalarıdır. Spondiloarritlerin seyrinde üveit denilen ani ortaya çıkan bir gözde kızarıklık, ağrı, bulanıklık ile sedef gibi cilt döküntüleri veya barsaklarda iltihaplanma da görülebilmektedir.

Ankilozan spondilitte başlıca belin aşağı kısmından başlayarak zaman içerisinde sırtta ve boyunda tutulma ile buna bağlı olarak inflamatuvar bel, sırt ve boyun ağrısı görülür. Yarım saat veya daha uzun süren sabahları bel hareketlerinde zorluk yani katılık da bu ağrının özelliklerinden birisidir. Bu hastalık hemen daima 40 yaşın altında, yirmili yaşlarda başlamakta ve daha çok erkeklerde görülmektedir. Hastalığın tanı koydurucu bulgusu ise direkt grafide sakroiliak eklemlerde sakroiliit olarak bilinen değişikliklerin görülmesidir.

Hangi klinik bulgularla seyreder?

Ankilozan spondilit başlıca omurgayı ve omurganın son kısmı ve leğen kemikleri arasında yer alan sakroilyak eklemleri etkileyen iltihaplı bir romatizma türüdür. Burada bahsedilen iltihap mikrobik nitelikte değildir. Hastalık genellikle genç erişkin yaşta ortaya çıkar ve erkekleri kadınlara göre bir miktar daha fazla etkiler. Hastalığa yol açan etken henüz tespit edilememiştir. Bununla birlikte genetik yatkınlığı olan bireylerde bir başka deyişle ailesinde benzer hastalığı olan kişilerde daha sık ortaya çıkmaktadır.  Hastalığın başlıca bulguları omurgada ve kalçanın arka kısımlarında ağrı ve tutukluktur. Bu bulgular yavaş ve sinsi bir şekilde başlar ve zaman içerisinde ilerleme gösterir. Ağrı ve tutukluk gecenin ikinci yarısında, sabah kalkınca veya uzun süreli hareketsizlik durumlarında en fazladır. Hareketle ağrı ve tutuklukta azalma olur. İlerlemiş hastalığı olan bazı ankilozan spondilit olgularında yeni ortaya çıkan kemik oluşumlar ve omurlar arasındaki kaynaşmalar nedeniyle omurgada deformasyon ve hareket kısıtlılığı ortaya çıkabilir. Süreğen bir hastalık olan ankilozan spondilitte ayak bileği veya diz gibi büyük eklemlerde ağrı, şişlik bazen de kızarıklık gözlenebilir. Bazı hastalarda ise elin veya ayağın küçük eklemleri etkilenebilir.

İnflamatuvar bel ağrısı nedir?

AS ve diğer spondiloartritler, omurgada ve sakroiliyak eklemlerde süreğen inflamasyona ve sonuçta ağrı ve tutukluğa neden olur. Ağrı ve tutukluk, kalçaların arka kısımlarında, belde, sırtta ve boyunda ortaya çıkabilir.

Ankilozan spondilitli hastaların çoğunda ilk başvuru yakınması, genç yaşta gelişen inflamatuvar bel ağrısıdır. Bu tip bel ağrısının en önemli özellikleri;

  • Kırk yaştan önce başlaması,
  • Sinsi başlangıç göstermesi,
  • Üç ay veya daha uzun sürmesi,
  • Dinlenmeyle (özellikle gecenin 2. yarısında veya sabaha karşı) ortaya çıkması; hareketle azalmasıdır.

Yarım saatten daha uzun süren sabah tutukluğu bu ağrıya eşlik edebilir. NSAİİlar ağrıyı ilk 48 saat içerisinde düzelterek dramatik bir yanıta neden olabilirler.

Sizin de bel, sırt, boyun veya kalçalarınızın arka kısımlarında genç yaşlarda başlamış, uzun süre devam eden, özellikle hareketsiz kaldığınız zamanlarda ve gecenin ilerleyen saatlerinde veya sabaha karşı ortaya çıkan, kalkıp dolaşmakla azalan ve sabahları yarım saatten uzun süren sabah tutukluğunun eşlik ettiği ağrınız varsa bir romatoloji hekimine başvurmanızı öneririm. Bu, inflamatuvar tipte bir omurga ağrısı ve AS’nin bir belirtisi olabilir.

Sabahları tabanlarıma basamıyorum, bunun ankilozan spondilit ile ilgisi olabilir mi? Entesit nedir?

AS’de kas kirişlerinin ve bağların kemiğe yapıştığı bölgelerde ağrı ve şişlik (entezit) ortaya çıkabilir. Özellikle sabahları ilk kalkışta ortaya çıkan topuk ağrısı ve ayakların üstüne basamama entezit sonucunda gelişebilen önemli bir yakınmadır. Entezit topuğun arka kısmında, diz, dirsek, el bileği, kalça eklemlerinin çevresinde veya vücudun diğer bölgelerinde de ağrı ve şişliğe yol açabilir. İlk dönemlerde ağrı ve şişliğin olduğu inflamasyon bölgelerinde daha sonra yeni kemik oluşumlar ortaya çıkabilir. Topuk dikeni buna iyi bir örnektir.

Ancak topuk dikeni her zaman AS’e bağlı olarak ortaya çıkmaz. Bazen dejeneratif eklem hastalıklarında da görülebilir.

AS’e bağlı topuk ağrısının tedavisinde de NSAİİ’lar kullanılır. Gerektiği durumlarda hekiminiz o bölgeye kortizon injeksiyonu yapmayı önerebilir.

Ankilozan spondilitte tanı nasıl konur?

Hastanın hikayesinde anlattığı şikayetlerin özellikleri ve fizik muayene bulguları ile AS tanısından şüphe edilir ve tanı laboratuvar testleri ve radyolojik incelemeler ile kesinleştirilir. Fakat unutmamak gerekir ki bu testlerin de sınırlılıkları vardır.

Hikayede en önemli yakınma kronik, yani 3 aydan uzun süren sırt ve bel ağrısıdır. Ağrı genellikle 35 yaşından önce başlar; gece yatarken ve sabahları ağrı daha kötüdür. Ağrı ve tutukluk hareket etmekle hafifler, istirahatle artar. Halk arasında ağrı kesici diye bilinen nonsteroid anti-inflamatuar ilaçlara iyi yanıt verir. Çevre eklemlerde ağrı ve şişlik, topuk ağrısı, gözde kızarıklıkla giden üveit atakları, sedef hastalığı veya yaşanan barsak rahatsızlıkları AS’ye eşlik eden klinik bulgular olarak karşımıza çıkabilir. Ailede AS veya ilişkili bir hastalığın olması tanı için önemli bi rip ucu olabilir.

Fizik Muayene sırasında , bel/boyun sırt bölgesinde, kalçaların arka kısmında ve eklemlerde bastırmakla ve hareketle ağrı olup olmadığı kontrol edilir; ayrıca hareketlerde kısıtlılık olup olmadığı araştırılır. Hastalarda ilk zamanlarda ağrı, ilerleyen dönemlerde ise yapısal hasar nedeniyle boyun hareketlerinde, bel hareketlerinde ve kalça eklemlerinde hareket kısıtlılığı gelişebilir.

Tanı için Radyolojik incelemeler yapılması gerekir. Leğen kemiği ve kuyruk sokumu kemiği arasındaki sakroiliyak eklemlerde veya omurgada görülen kemik değişiklikleri görmek için pelvis ve omurganın röntgen grafileri istenir. Bu incelemelerin sonuçları AS tanısını destekleyebilir veya koydurabilirse de hastalığın ilk yıllarında çoğu hastada radyografiler normaldir. Bu nedenle röntgenlerde bir bulgu yok fakat AS için şüphe yüksekse sakroilyak eklemlerin manyetik rezonans (MR) incelemesi istenebilir. MR’da sakroilyak eklem komşuluğunda görülen kemik iliği ödemi ile erken tanı konabilir. Ancak bilmek gerekir ki MR ile sakroiliit saptanan tüm hastalarda ileride mutlaka AS gelişmeyebilir ve bazı hastalarda MR ile bile sakroiliit saptanmayabilir. Bazı durumlarda, sakroilyak eklemlerin BT ile incelemesi de erken tanı konusunda yardımcı olabilir.

Laboratuvar incelemeleri

AS tanısı için en önemli kan testi HLA-B27’dir. Ancak tanı koymak veya dışlamak için bu test tek başına yeterli değildir. Hastada inflamatuvar romatizmal bir süreç olduğu yönünde ipucu verebilecek eritrosit sedimentasyon hızı (kısaca sedim) veya CRP gibi testler de istenebilir. Ancak AS’li hastaların yaklaşık yarısında bu testler normal bulunur.

Sonuç olarak; AS tanısı öykü ve fizik muayeneden elde edilen bilgiler ile laboratuvar sonuçları ve özellikle radyolojik incelemeler birlikte değerlendirilerek konur.

Ankilozan spondilitte HLA-B27 testi ne anlama geliyor?

Ankilozan spondilit genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı bir hastalıktır. Yatkınlığı arttıran genetik faktörlerin başında HLA-B27 geni gelmektedir ve hastalığa yol açan total genetik riskin %20-50’si HLA-B27’ye bağlıdır.

Kuzey Avrupa kökenli AS’li hastaların %90’ı HLA-B27 genini taşırlar; ülkemizde ise AS hastalarının ancak %70-80’inde bu gen mevcuttur. HLA-B27’nin AS ile gösterdiği ilişki bizim ülkemizde olduğu gibi diğer Akdeniz ülkesi halklarında, Araplarda ve siyah Amerikalılarda da Kuzey Avrupa’lılara göre daha zayıftır.

Öte yandan altını çizerek söyleyelim ki HLA-B27 hem Avrupa’daki ve hem de ülkemizdeki sağlıklı insanların %7 ile 10’unda bulunan normal bir gendir. Genel olarak konuşacak olursak HLA-B27 genini taşıyanlar arasında %5’ten azında AS gelişir. Yani toplumdaki HLA-B27 antijeni pozitif olan sağlıklı kişilerin sayısı, AS’li hastaların sayısından çok daha fazladır. Hatta AS’li bir hastanın HLA-B27 pozitif kardeşleri veya çocuklarının büyük çoğunluğunda hastalık hiç bir zaman gelişmez.

Bu nedenlerle HLA-B27 tek başına tanısal bir test olarak kullanılmamalıdır. Ancak hastada AS açısından yüksek şüphe uyandıracak semptom ve bulguların varlığı durumunda HLA-B27 testi hastalığın erken tanısına yardımcı olabilir.

Ankilozan spondilit çocuklarıma da geçer mi?

AS ailesel geçiş gösteren bir hastalıktır. Hastaların %20’sinin ailelerinde bu hastalığa yakalanmış bir başka kişi vardır.

Buna ragmen Ankilozan Spondilitli bir hastaysanız çocuklarınıza hastalığın geçme riski %10’un altındadır. Yani %90 ihtimalle çocuğunuzda AS gelişmeyecektir. Ancak HLA B27 pozitif olan çocuklarınızda olasılık %20’ye yükselir.

AS’li anne babalar sıklıkla çocuklarında HLA-B27 testi yaptırmalarının gerekli olup olmadığını sorarlar. Buna verilecek cevap hayırdır. HLA-B27 genini taşıyan AS’li hastaların çocuklarının HLA-B27 pozitif olma olasılığı %50’dir, ancak HLA-B27 pozitif çocukların büyük çoğunluğunda hastalık gelişmeyecektir. Ama eğer çocuğunuzun bir ekleminde ağrı ve şişlik ya da inatçı bel ağrısı veya AS’in bilinen semptomlarından biri ortaya çıkarsa hemen romatoloğa başvurmak gerekir.

Bazen AS’li hastaların kardeşleri de kendilerindeki risk oranını sorarlar. Eğer kardeşinizde AS varsa ve siz de B27 pozitifseniz hastalığın ortaya çıkma riski %12’dir. B27 negatifseniz hastalık çıkma riski çok düşüktür. Bu nedenlerle bir şikayet olmadıkça kardeşlerin de HLA-B27 testi yaptırmalarına gerek yoktur.

İlginç olarak, AS’li kadınların hastalığı çocuklarına geçirme riski, AS’li babaların çocuklarına geçirme riskinden fazla gözükmektedir.

Ayrıca Erkek hastaların erkek kardeşleri ve erkek çocuklarında hastalığın gelişme riski kız kardeşleri ve kız çocuklarına göre daha yüksektir.

Ankilozan spondilitte erken tanı ve tedavi niçin önemlidir?

AS, ömür boyu devam eden bir hastalıktır. Hastalığın ilk dönemlerinde inflamasyon nedeniyle ortaya çıkan ve özellikle kalçaların arka kısmında, omurga ve topuk bölgelerinde yer alan ağrı ve kısıtlılık yaşamı olumsuz yönde etkilemektedir. İlerleyen dönemlerde ise yeni gelişen kemik oluşumlar geri dönülmez hareket kıstlılıklarına, şekil ve duruş bozukluklarına yol açabilir.

AS’de tedavinin amacı; hem ağrı ve kısıtlığı gidermek hem de kalıcı bozuklukları önlemektir. Düzenli egzersiz ve ilaç tedavilerine erken dönemde başlanırsa bu amaçlara ulaşmanın daha kolay olduğu görülmektedir. Özellikle NSAİİ’lar hem ağrı ve tutukluğu gidermede son derece başarılıdırlar. NSAİİ’ların aynı zamanda, aşırı kemik oluşumunu engelleyerek kalıcı bozuklukların ortaya çıkışını azalttıklarını gösteren kanıtlar vardır.

Erken tanı sayesinde, tanının uzaması durumunda boşa harcanacak zaman ve ekonomik kayıp önlenmiş olur. Erken tanı ile sağlanan erken ve uygun tedavi kaliteli bir yaşam imkanı da yaratır.

Ankilozan spondilit seyri kadın ve erkek hastalarda farklılık gösterir mi?

Eskiden AS sıklığının erkeklerde kadınlara göre çok daha fazla olduğu sanılrken, hastalığın daha iyi tanınmasıyla hastalık sıklığının erkek ve kadınlar arasında çok farklı olmadığı, erkek kadın oranın 2 veya 3’e 1 olduğu anlaşılmıştır.

Eskiden hastalığın kadınlarda nadir görüldüğünün sanılmasının başlıca nedeni AS’nin bir erkek hastalığı olduğuna dair yanlış inanış olduğu kadar, kadınlarda hastalık seyrinin erkeklerden farklı olması ve bu nedenle hastaların daha zor tanı almasıdır.

Yakın zamanda yapılmış bir çalışma hastalığın kadınlarda erkeklere göre daha geç başladığını düşündürmektedir.

Hastalık kadınlarda genellikle daha hafif seyreder ve iskelet sisteminin farklı bölgelerini tutar. Erkeklerden farklı olarak kadın hastalarda boyun ağrısı sıktır; bel ve sırt bölgesi etkilenmesi olmadan veya minimal düzeydeyken ağırlıklı olarak boyun bölgesi tutulabilir. Kadınlarda periferik eklem tutulumu erkeklere göre daha sıktır. Kadın hastalarda omurga bulguları genellikle daha hafif seyreder ve yapısal hasar gelişmesi erkeklere göre daha nadirdir ve daha yavaş seyirlidir. Bu nedenlerle AS’li bazı kadınlar yanlışlıkla fibromiyalji ve romatoid artrit gibi tanılar alabilirler. Ancak altını çizmek gerekir ki kadınlarda omurgadaki yapısal hasar daha hafif ve daha nadir olmasına rağmen ağrı ve fonksiyonel etkilenme erkeklerden daha kötü olabilir.

Ankilozan spondilit tedavisinde egzersizin rolü nedir?

Ankilozan spondilit, çoğunlukla genç yaşlarda ortaya çıkan ve esas olarak omurgayı ve omurganın son kısmı ile leğen kemikleri arasında yer alan sakroiliyak eklemleri etkileyen iltihaplı bir romatizmadır. AS süreğen bir hastalıktır; bazen omurga ve çevresel eklemlerde kalıcı hareket kısıtlılığı ve şekil bozukluğu ile sonuçlanabilir. Bu durum sosyoekonomik sorunlara ve iş gücü kayıplarına neden olabilmektedir. İlerlemiş düzeyde AS’i olan bazı hastalarda, yeni ortaya çıkan kemik oluşumlar ve omurlar arasındaki kaynaşmalar nedeniyle kifoz (omurganın üst kısmında öne doğru eğilme) ve omurgada hareket kısıtlılığı ortaya çıkabilir. AS tedavisinin ana öğeleri egzersiz ve ilaç tedavisidir. Egzersiz tedavinin en önemli parçalarından biridir. Düzenli olarak yapıldığında hareket kısıtlılığının gelişmesini yavaşlatır ve postürün korunmasına yardım eder. Omurga hareketliliğinin korunması sadece ilaç tedavisi ile mümkün değildir. Kortizon dışı anti-inflamatuvar ilaçlar ve TNF inhibitörleri ağrıyı ve hareket kısıtlılığını azaltarak günlük egzersizlerin daha rahat yapılmasını sağlarlar.

Ankilozan spondilit tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?

AS ve diğer spondiloartritlerde, romatoloji hekimleri tarafından tedavi planı yapılır ve ilaç tedavisi düzenlenir. AS’de ilaç tedavisinin temelinde nonsteroid (kortizon olmayan) antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) yer alır. Bu ilaçlar yalnız ağrıyı ve tutukluğu gidermekle kalmaz, aynı zamanda romatizmal inflamasyonu (iltihabı) da düzeltir. NSAİİlar, hastaların %60-70’inde etkili olur; ağrı ve tutukluğu kısa sürede ve büyük oranda giderir.

NSAİ ilaçlara yanıt vermeyen omurga ve sakroiliyak eklem tutulumlu hastalarda veya diz ayak bileği gibi periferik eklemlerde artriti olanlarda sulfasalazin (salazopirin) veya metotreksat seçilebilir. Ayrıca iltihaplı barsak hastalığı veya sedef romatizması olan AS’li hastalar da bu ilaçlara gereksinim duyar.

Salazoprinin 500 mglık tabletleri vardır. Günlük 4-6 tablet kullanılabilir. Genelikle düşük dozda başlanıp dozu giderek arttırılır.

Salazopirin kan sayımında düşme, KC testlerinde yükselme, bulantı, kusma, güneş ışığına duyarlılık, deri döküntüleri ve başağrısı gibi istenmeyen etkileri olabilir. Sulfa grubu ilaçlara karşı allerjisi olanlarda çapraz reaksiyon nedeniyle bu ilaca karşı da allerji ortaya çıkabileceğinden SLZ kullanılmamalıdır. Tedavi sırasında düzenli kan kontrolleri yapılmalıdır.

Salazopirin idrar, gözyaşı ve ter gibi vücut sıvılarını turuncu renge boyayabilir. İlaç bol suyla içilmeli, tok karnına kullanılmalıdır.

Metotreksat aslında kanser tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Ancak çok daha düşük dozlarda birçok iltihaplı romatizmada da başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Haftada bir kez tablet veya injeksiyon şeklinde kullanılabilir. Tabletler aç karnına alınmalı ve dozun yükseldiği durumlarda haftalık doz 2’ye bölünerek 12 saat arayla kullanılmalıdır. Böylece ilacın etkinliği artar.

MTX, mide sorunlarına ve ağız iç yaralarına neden olabilir. Nadiren kan sayımında düşme ve KC testlerinde yükselmeye yol açabilir. Yan etkileri azaltmak için haftada birkaç kez folik asit tabletlerini kullanmak yararlı olur. İlacı kullanırken düzenli olarak kontrolllere gitmeniz ve kan incelemeleri yaptırmanız gerekmektedir.

Ankilozan spondilit hastalığında omurga ve eklemler dışında hangi organlar tutulur?

Ankilozan spondilitte kas kirişlerinin ve bağların kemiğe yapıştığı bölgelerde de tutulum olabilir. Bu duruma entezit adı verilir. Özellikle sabah ilk kalkışta ortaya çıkan topuk veya ayaktabanı ağrısı ve bazı kişilerde gözlenen göğüs kafesi ve kaburgalarda hassasiyet entezite örnek olarak verilebilir.

Ankilozan spondilitte kas ve iskelet sistemi tutulumlarının dışında çeşitli organ sistemleri de etkilenebilir. Göz tutulumuna bağlı gözde kızarıklık ve ağrı, ağız içerisinde aft olarak adlandırılan yaralar, sedef hastalığı gibi çeşitli cilt bulguları, barsak tutulumuna bağlı uzun süreli karın ağrısı ve kanamanın eşlik ettiği ishal hastalığın seyri esnasında ortaya çıkabilir. Nadiren bazı hastalarda aort adı verilen ana atardamarın başlangıcındaki etkilenme nedeniyle kalp kapakçığında problem, bazı durumlarda kalpte ritim bozukluğu gözlenebilir. İleri hastalığı olan bazı kişilerde omurga problemleri ve göğüs kafesi tutulumu sonucu akciğer yeterli derecede genişleyememekte ve bu durum çeşitli akciğer sorunlarına yol açabilmektedir.

Ankilozan spondilitte göz tutulumu (üveit) ne sıklıkta olur ve nasıl tedavi edilir?

Ankilozan spondilitin en sık görülen eklem dışı bulgusu göz tutulumudur. Tıbbi adı üveit olan bu durum ankilozan spondilit hastalarının yaklaşık 3’ te 1’inde ortaya çıkar. Bazen tek bazen de her iki gözde etkilenme olur. Tekrarlayıcı özellik gösterebilir. Gözün beyaz kısmında birkaç gün veya daha uzun süren kızarıklık, ağrı veya bulanık görme göz tutulumunu yani üveit varlığını düşündürür. Göz hekimince üveit tanısı almış hastalarda uygulanan ana tedavi yaklaşımı topikal tedavi olarak da adlandırılan göze damla veya merhem uygulamalarıdır.  Bu amaçla genellikle kortizon içeren damlalar ve bazen merhemler kullanılır.

Ankilozan spondilit ve sigara ilişkisi nedir?

Sigara içiminin çok uzun yıllardır, kalp krizi başta olmak üzere kalp damar hastalıkları için önemli bir risk faktörü olduğu bilinmektedir. Ancak sigara içiminin ankilozan spondilitli hastalarda kalp damar hastalıkları dışında da önemli sonuçları olabileceği gösterilmiştir.

Sigara içen bireylerde ankilozan spondilit ve sedef ilişkili artrit görülme sıklığı artmıştır. Aynı şekilde bu bireylerde hastalık daha şiddetli seyretmektedir. Klasik ankilozan spondilitli hastalarda sigara kullanımı, hastalığın daha kötü seyretmesine ve en korkulan komplikasyonu olan omurgada daha fazla yeni kemik oluşumuna neden olmaktadır. Daha da önemlisi bu durum tüketilen sigaranın miktarı ile de artmaktadır.

Ayrıca sigara içimi spondiloartrit grubu hastalıkların çok erken dönemleri için de sakıncalı olabilir. Nitekim çok yakın bir dönemde sigaranın, spondiloartrit olasılığı ile takip edilen inflamatuvar bel ağrılı hastalarda da, yani hastalığın en erken dönemlerinde de, şikayetlerin daha erken başlaması, daha aktif seyretmesi, işlevselliğin azalması, yaşam kalitesinin bozulması ile gerek MR görüntülemede gerekse direk grafilerde daha fazla bozukluğa yol açtığı gösterilmiştir.

Sigara içilmesi akciğerlerde yapısal ve işlevsel bozukluklara da yol açabilmektedir. Ankilozan spondilitin kendisinin de göğüs kafesinde kısıtlılığa ve akciğer kapasitesinde azalmaya yol açabileceği de düşünülecek olursa; bu hastaların sigarayı bırakmalarının ne kadar önemli olduğu anlaşılabilecektir.

Ankilozan spondilit tedavisinde kortizonun yeri var mıdır?

Ankilozan spondilit tedavisinde lokal yani bölgesel kortikosteroid enjeksiyonları başarılı sonuçlar verebilmektedir. Bunlar arasında artritte eklem içerisine, tendon veya ligamanların kemiğe yapışma yerlerindeki iltihap durumunda ilgili bölgeye yapılacak enjeksiyonlar sayılabilir. Yalnızca omurga iltihabı ile seyreden hastalarda ise, ağız yoluyla uzun süreli kortizon kullanımı, ancak 50 mg gibi yüksek dozlarda etkinlik gösterdiği için, önerilmemektedir. Bu arada bazı seçilmiş hastalarda, pulse steroid denilen, 1000 mg’a varan dozlarda damardan kortizon uygulamalarının da yakınmaların baskılanmasında kullanıldığı belirtilmelidir.

Ankilozan spondilit hastasında ortopedik cerrahi girişimler ne zaman uygulanır?

Ankilozan spondilitli hastalarda kalça eklemlerinde iltihabi tutulum görülmektedir. Ancak tüm hastaların onda birinden daha az kısmında kalça eklemlerinde kontrol altına alınamayan süreğen bir ağrı ve sakatlık gelişebilmektedir. Bu hastalarda grafilerde yapısal hasar bulguları da gelişmişse kalça protezi önerilmektedir. Önceleri yalnızca ileri yaştaki hastalar için önerilen protez cerrahisi günümüzde artık yaştan bağımsız olarak göz önünde bulundurulmaktadır.

Ayrıca ciddi yapısal bozukluk ve kısıtlılık gelişmiş bazı hastalarda, omurga düzeltici cerrahi girişimler faydalı olabilir. Bu durum özellikle hastanın ileriyi görme kabiliyetini artırabilir. Bu tip cerrahi girişimlerin oldukça zor olduğu ve ancak bu konuda deneyimli merkezlerde uygulanması gerektiği vurgulanmalıdır.

Son olarak ankilozan spondilitli hastalar, travmaya maruz kaldıklarında mutlaka deneyimli bir cerrah tarafından da değerlendirilmelidir. Çünkü bu hastalarda, özellikle ileri evrelerde gözden kaçabilecek bazı omurga kırıkları, felç veya ölüm gibi önemli sonuçlara yol açabilmektedir.

Ankilozan spondilitte kaplıca tedavileri işe yarar mı?

AS’li hastalarda, gerektiğinde hastalığın durumuna göre uygulanan sıcak/soğuk tedavileri kaslarda gevşemeye neden olarak rahatlama sağlar. Bu nedenle kaplıca tedavisinin de aktif hastalığın olmadığı dönemlerde faydası olabilir.

Ancak inflamatuvar romatizmal hastalıklarda geçerli olan ana kural; bu hastalıkta da geçerlidir. AS’i aktif olan yani inflamatuvar karakterde ağrı ve sabah tutukluğu gibi belirtileri yoğun olan hastalarda sıcak uygulamaları inflamasyonu daha da arttırarak yakınmaların artışına yol açar. Bu nedenle hekiminiz önermediği takdirde kaplıca tedavisinin uygulanmaması gerekir.

Etiketler:

Yorumlar

  1. ayşe diyor ki:

    iyi günler bende ankilozon hastasıyım 3 ayda bir doktoro gidiyorum yani konturali ve benim gittiyim bölüm fizik burda okuduğuma göre romatelijiye yazmışsınız acaba romatelijeyimi gideyim 2009 dan beri embrel iyne kullanıyorum iyneyi başlamadan 2 sene haplarla tedavi oldum endol sirasebtin gibi onların faydası olmadı iyneye başladım şimdi ensemde ve kollarımda ağrılar başladı bu hastalığın tedavisi yokmu ben hep iğneyle mi devam edecem ölene kadar?

Yorum Yaz

webmaster wordpress site analiz seo analiz