Behçet hastalığı, tekrarlayan ağız aftları, cinsel bölgede yaralar, cilt, göz, eklem, sinir ve damar tutulumuyla seyreden inflamatuar bir romatizmal hastalıktır. İlk olarak 1937’de bir Türk dermatoloğu olan Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından tanımlandığı için bu isimle anılır. Behçet hastalığı, ülkemizde 10 binde 3 kişide bir rastlanan erkeklerde daha şiddetli seyreden bir hastalıktır. Her yaşta görülse de 20-30’lu yaşlarda daha sık ortaya çıkar.

 

NEDENİ VE BELİRTİLER:

Her boyuttaki damarı tutabilen Behçet hastalığı, bir vaskülittir (damar duvarı iltihabı). Dolayısıyla bir çok organ ve dokuda şikayete neden olur. Ama bazı organ ve dokuları daha fazla etkiler. Ağız, göz, cilt, genital bölge, eklem, akciğer, beyin, gastrointestinal sistem bunların başında yer alır. Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak genetik yatkınlık önemlidir. Hastaların yüzde 80’i HLA-B51 genini taşır. Ama hasta olmadığı halde yüzde 20 oranında bu geni taşıyanlar vardır. Çevresel faktörlerin de (bazı enfeksiyonlar gibi) hastalığın ortaya çıkmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Bağışıklık sistemi mekanizmasındaki bozuklukların hastalıktan sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Ağızda aft ülserleri, sivilce benzeri cilt lezyonları, genellikle ilk bul­gudur ve tüm hasta­larda görülür. Erkeklerde erbezi tor­balarında ve nadiren peniste, ka­dınlarda genellikle dış genital bölge ve vajende genital ülserler görülür. Ağrılıdır ve ağızdaki ülserle­re benzer. Bulanık görme, ağrı, ışıktan rahatsız olma, gözde sulanma ve kızarıklık­, gözle ilgili belirtilerdir. Üveit tablosu genellikle kendiliğinden gerilese de tekrarlayan ataklar gözde hasar bırakarak, yapışıklıklara ve göz içi ba­sıncında artışa neden olabilir. Hastaların en az yarısında da eklem tutulumuna bağlı şikayetler göze çarpar. Diz, el ve ayak bileği, dirsek eklemleri etkilenir. Ağrı, şişlik yakınmalarına yol açar.

 

TEŞHİS VE TEDAVİ:

Hastalığın teşhisi tamamen belirtilere bakılarak konur. Yılda üç veya daha fazla tekrarlayan ağızda yaraları olan kişilerde; tekrarlayan genital ülser veya buna ait izlerin bulunması, göz tutulumunun olması, ciltte döküntüler, ve deri testi, teşhis için genellikle yeterlidir. Genetik test tanıyı desteklemek amaçlı yapılır.

Tedavi ise genellikle hastanın klinik bulgula­rına göre düzenlenir. Merkezi sinir sistemi, mide-bağırsak sistemi, büyük damar ve re­tina tutulumu; genellikle kortikosteroidler ve bağışıklık sistemini baskılayıcı diğer ilaçların bir arada kullanımıyla daha yoğun bir tedaviyi gerektirir. Böl­gesel kortikosteroidler ağızdaki aftların ve genital ülserlerin tedavisinde yararlıdır. Kolşisin, Behçet hastalığının ağızdaki ve genital bölgedeki ül­ser, cilt semptomları ve artrit gibi diğer bulgular üzerinde faydalıdır.

 

İlgili branşlar: Aile Hekimliği, Pediatrik Romatoloji, Romatoloji, Dahiliye

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here