Web sitemize hoşgeldiniz, 23 Mayıs 2017

Psöriatik Artrit Hastalığı

Psöriatik Artrit Hastalığı

Eklem şişlikleri ile seyreden romatizmal hastalıklar, sanıldığının aksine sadece iltihaplı eklem romatizması olarak adlandırılmazlar. Bu tarz şikayeti olan hastalarımızın bize ilk başvurduklarında en çok merak ettikleri, bu hastalığın iltihaplı mı, yoksa iltihapsız mı olduğudur. Bu iltihap meselesi de hep mikrobik bir hastalık olarak yanlış anlaşılmaktadır. Romatizmal hastalığın kalıcı olabileceğini vurgulamak, hasar bırakabileceğini anlatmak ve kanda reaksiyonun şiddetini gösteren testlerin yükseldiğini ifade etmek amacıyla, bu ‘iltihap’ kelimesi bizim konuşma lisanımıza girmiştir.

Bu tarz iltihaplı romatizmalar arasında sık görülen ancak tanı koyarken ciddi güçlükler yaşadığımız bir hastalık da sedef romatizması, tıbbi adıyla da “Psöriatik Artrit”tir. Ellerde ve ayaklardaki bütün eklemlerin, el ve ayak bilekleri, diz, kalçalar, dirsek ve omuz gibi eklemlerin ve belin etkilenebildiği bir hastalıktır. Bu eklemlerin hepsinin aynı anda ve aynı kişide etkileneceğini beklemek yanlıştır. Bazı hastalarda 1 eklem, bazen de çok sayıda farklı eklem işin içine girer. Sıklıkla tek başına bir diz eklemi, bir kalça eklemi, ayak bileği veya el bileğini tutar. Parmaklarda sosis gibi şişlikler gelişebilir. Omurga tutulumunda da, alt bel bölgesi olarak tariflediğimiz bölgenin ağrı ve tutukluğu ortaya çıkar. Bazen de gözde “üveit” dediğimiz tablo gelişir ve hastalarımızda bulanık görme ve gözde ağrı ve kızarıklık ortaya çıkar. Bu hastalıkta en çok etkilenen eklemler, el parmaklarımızın en ucundaki eklem bölgeleridir. Hastalarımızın %80-90’lık bir kısmında da sedefe has tırnak değişiklikleri gelişir.

Sedef hastalığının toplumda %2 civarında görüldüğünü ve psöriatik artrit yani sedef romatizmasının da, sedef hastalığı olan her 10 kişiden 1 tanesinde geliştiğini söylersek bu hastalığın sıklığının fazla olmadığını düşünebiliriz. Aslında bu oran tahminimizden daha fazladır. Bize başvuran hastalar belirgin eklem ve bel sorunları olan kişilerdir. Bunların dışında sedef hastalarının önemli bir kısmında bir dönem gece ve sabah bel ağrıları, topuk ağrıları, kısa süreli ve çok rahatsız etmeyen eklem ağrı ve şişlikleri olabilir. Topuk sorunları her 10 sedef hastasından 4 tanesini bir dönem etkilemektedir. Uzun sürmeyen ve gelip geçici bu şikayetler anlaşılamadan kendiliğinden düzelmektedirler.

Hastalık her yaşta başlayabileceği gibi, en çok 30 ve 50 yaşları arasında kendini gösterir. Pek çok eklem romatizması kadınlarda daha çok görülürken, sedef artritinde kadın ve erkeklerin hastalığa yakalanma oranları aynıdır.
Peki sedef hastasının bir de romatizma olup olmayacağını önceden bilebilir miyiz sorusunun cevabını henüz verememekteyiz. Şüphesiz ki bazı genlerin (en çok HLA B27  geni dahil pek çok gen) ve kişinin bağışıklık sisteminin etkisi en belirgindir. Ancak hiçbir zaman böyle bir araştırma içine girilmez ve yanlış bir davranış olur. Sigara içmek, şişmanlık, bazı enfeksiyonlar, özellikle de stres önemli risk faktörleridir. Ailesinde sedef olan bir kişide artrit, yani eklem şişlik ve ağrısı gelişme riski 55-100 kat artmıştır.

Ülkemizde sedef romatizmasının Avrupa’dan hem daha hafif seyrettiğine hem de sıklığının daha az olduğuna inanılmaktadır. Bunun sebebini, belki bizdeki HLA B27 geninin oranının batıdan daha düşük olmasıyla açıklayabiliriz. Eklem hasarı hızlı ilerleyen bir hastalık olsa da, bizim hastalarımızda daha az görülen bir durumdur. Bizim kliniğimizde de neredeyse her 25 romatoid artrit hastasına karşılık 1 sedef romatizması olması, bu hastalığın ülkemizde daha az görüldüğünü destekleyecek bir bilgidir.

Hastalık romatizma boyutuyla kendini gösterdiğinde hastaların %80’inde beraberinde cilt hastalığı da mevcuttur. Ancak burada en önemli sorun, vücudun saçlı deri, karın, göbek, diz, kulak arkası, diz gibi kapalı bölgelerinde ve çok küçük olan sedef lezyonunun doktora söylenmemesi, fark edilmemesi, ayrıca da yoğun olan  kliniklerde muayenenin hızla yapılması, ya da sedef olduğunun bilinmemesi nedeniyle, atlanmasıdır. Tanı koyarken hastaların detaylı bir muayenesi, her türlü tetkikten daha kıymetlidir. %20 hastada da önce romatizma başlar ve sonra sedef hastalığı gelişir. Bu tarz yakınmalarla gelen hastalara sorulacak en önemli sorulardan birisi de, ailesinde sedef hatalığı olup olmadığıdır. Bu sorulara sadece anne, baba, çocuklar ve kardeşler değil; yeğen, kuzen, amca/dayı gibi 2. derece yakın akrabalar da dahil edilmelidir. Burada önemli bir detay da, 1. derece akrabasında sedef olan her on kişinin 4’ünde sedef olmaksızın artrit, yani eklem ağrı ve şişliği geliştiğidir.

Tedavi hem yüz güldürücü hem de daha rahat bir şekilde yürütülmektedir. Hafif olarak sınıflandırdığımız hastalarda düzenli anti-romatizmal ağrı kesicilerin doğru planlaması bile yeterli olabilir. Benzer şekilde pek çok romatizmal hastalıkta kullanıldığı gibi metotreksat başta olmak üzere, leflunomide, sulfasalazine gibi ilaçlar verilir. Bu tedavilere cevap vermeyen hastalarda da, etanercept, adalimumab ve inliximab başlanmaktadır. Bu tedavilerin nasıl başlanacağı ve sürdürüleceği romatoloji uzmanları tarafından her hastanın şartlarına uygun olarak planlanır. Sedef artritinde zorlandığımız hastalar daha önce uzun süre kortizon tedavisi alanlar, verilen ilaçlara iyi cevap vermeyenler, tetkiklerinde sedimantasyon düzeyi yüksek çıkanlar, tutulan eklem sayısı 5 ve üzerinde olanlardır. Bu hastalarda gereksiz kortizon kullanımından şiddetle kaçınmak gerekir. Romatoid artrit gibi hastalıklardan farklı olarak, sedef romatizması olan kişilerin, iyi ve zamanında yapılan bir tedavi planlamasıyla hastalıktan tamamen kurtulma ihtimalleri az değildir.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

webmaster wordpress site analiz seo analiz